Onay Arayışını Anlamak
Bir mesaj gönderiyorsunuz ve hemen ardından düşünmeye başlıyorsunuz:
Acaba yanlış mı anlaşıldım?
Birinin sesi biraz değişiyor ve zihniniz hemen devreye giriyor:
Bana mı kızdı? Bir şey mi yaptım?
Ya da verdiğiniz bir karardan eminken, biri sorguladığı anda kendi kararınızdan şüphe etmeye başlıyorsunuz.
Başkaları tarafından kabul edilmek, anlaşılmak ve takdir edilmek istemek çok insani. Zorlayıcı olan, başkalarının onayının zamanla kendimizle ilgili ne düşüneceğimizi belirlemeye başlaması.
Soru yavaş yavaş şundan:
“Ben ne düşünüyorum?”
şuna dönüşebiliyor:
“Onlar benim hakkımda ne düşünür?”
Onay Arayışı Nereden Gelir?
Bazı insanlar için onay görmek, erken yaşlardan itibaren duygusal olarak güvende hissetmekle bağlantılı hâle gelir.
Belki uslu, başarılı, yardımsever ya da uyumlu olduğunuzda daha çok takdir edildiniz. Belki birini hayal kırıklığına uğratmak size her zaman çok ağır geldi. Belki de çatışmadan kaçınmanın ilişkileri korumanın en güvenli yolu olduğunu öğrendiniz.
Zamanla zihniniz şöyle bir bağlantı kurmuş olabilir:
“İnsanlar benden memnunsa, güvendeyim.”
Bu öğrenme yetişkinlikte; fazla açıklama yapmak, gereğinden çok özür dilemek, hayır demekte zorlanmak, sürekli fikir sormak ya da birinin sizi yanlış anlamasına tahammül edememek şeklinde karşımıza çıkabilir.
Onay Döngüsü
Onay almak genellikle işe yarar.
Ama kısa bir süreliğine.
Acaba yanlış mı yaptım? diye düşünürsünüz.
Birisi size, “Hayır, bence gayet doğru yaptın,” der.
Rahatlarsınız.
Sonra başka bir durum gelir ve aynı ihtiyaç yeniden ortaya çıkar.
Böylece döngü şu hâle gelebilir:
Şüphe → onay arama → kısa süreli rahatlama → yeniden şüphe.
Her seferinde başkalarından emin olmamızı istediğimizde, farkında olmadan kendimize şu mesajı verebiliriz:
“Birisi beni onaylamadan kendi düşünceme güvenemem.”
Herkesi Memnun Etmeye Çalışmanın Bedeli
Kararlarımızı sürekli başkalarının tepkilerine göre şekillendirdiğimizde, hayatımız yavaş yavaş kendi isteklerimizden çok başkalarını hayal kırıklığına uğratmama çabası etrafında dönmeye başlayabilir.
İstemediğimiz hâlde “evet” diyebiliriz.
Kırıldığımız hâlde sessiz kalabiliriz.
Bir ortamda kabul görmek için fikrimizi değiştirebiliriz.
Ve zamanla herkesin ne istediğini çok iyi bilen ama kendisinin ne istediğini duymakta zorlanan birine dönüşebiliriz.
Ama amaç başkalarının ne düşündüğünü tamamen önemsememek değildir.
Daha sağlıklı olan şunu söyleyebilmektir:
“Onların düşüncesi benim için önemli olabilir, ama beni tanımlamak zorunda değil.”
Kendine Güvenmeyi Yeniden Öğrenmek
Bir dahaki sefere hemen birine danışmak istediğinizde, önce kendinize birkaç soru sormayı deneyebilirsiniz:
Ben bu konuda aslında ne düşünüyorum?
Kimse beni onaylamayacak ya da eleştirmeyecek olsaydı, neyi seçerdim?
Fikrimi yeni bir şey öğrendiğim için mi değiştiriyorum, yoksa birinin benden hoşnut olmadığını hissettiğim için mi?
Birinin beni onaylamaması benim hakkımda ne anlama geliyor diye düşünüyorum?
Kendine güven bir anda oluşmaz. Küçük küçük gelişir.
Kendi kararınızı verdiğinizde, belirsizliğe biraz alan açtığınızda, birinin hayal kırıklığını taşıyabildiğinizde ve yanlış anlaşılmanın her zaman yanlış olduğunuz anlamına gelmediğini fark ettiğinizde güçlenir.
Nazik biri olup yine de “hayır” diyebilirsiniz.
Doğru olduğunu düşündüğünüz bir karar başkasının hoşuna gitmeyebilir.
Birini hayal kırıklığına uğratmanız, sizin hayal kırıklığı yaratan bir insan olduğunuz anlamına gelmez.
Ve belki de her seferinde şu soruyu sormak zorunda değilsiniz:
“Beni onaylıyorlar mı?”
Bazen daha önemli olan soru şudur:
“Ben kendi hayatımı yaşama biçimimi onaylıyor muyum?”
